Biyografi
1978 yılında Kars’ta doğdu. Tiyatroya 1996 yılında Dikmen Halkevi’nde başladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yaratıcı Drama Programı’nda yüksek lisans yaptı.
Uzun yıllar çeşitli sanat merkezleri, okullar, üniversiteler ve kurumlarda drama ve tiyatro eğitmeni, yönetmen ve dramaturg olarak çalıştı. 2012 yılında Sanat Üretim Topluluğu’nu (SÜT) kurdu. Hâlâ topluluğun genel sanat yönetmenliğini sürdürmektedir.
Tiyatro oyunları, çocuk oyunları ve senaryo metinleri kaleme almaktadır. Yazdığı tiyatro ve çocuk oyunları sahnelenmeye devam etmektedir. Çalışmalarında toplumsal bellek, kimlik, iktidar ilişkileri ve bireysel kırılmalar temel izlekler olarak öne çıkar.
Tiyatro Oyunları
Bir de Benden Dinleyin: Keloğlan
Tür: Çocuk Oyunu
Bölüm: Tek Perde
Oyuncu: 1 Kişi
Oyun Konusu
Keloğlan, çalışmayı pek sevmeyen ama yüreği temiz, aklı kıvrak bir gençtir. Annesiyle yaşadığı yoksul evden çıkan bu kel oğlan, hem karnını doyurmanın hem de hayatta bir yer edinmenin yollarını ararken kendini panayırda, yollarda ve sonunda saray kapılarında bulur. Yorulmadan para kazanma hayalleriyle başlayan yolculuğu; dayanışma, cesaret, empati ve paylaşmayı öğrenmesiyle bambaşka bir hâl alır.
Yolda karşılaştığı çocuklara yardım eden, korkularla yüzleşen, “farklı” olduğu için dışlanan Zeynep’le dostluk kuran Keloğlan, padişahın çözülemeyen sorularını yalnızca zekâsıyla değil, hayal gücü ve vicdanıyla çözer. Böylece hem kendi kaderini hem de başkalarının hayatını değiştiren bir yolculuğun parçası olur.
Anlatı tiyatrosu, gölge oyunu, pantomim, müzik ve doğaçlama unsurlarını bir araya getiren Bir de Benden Dinleyin: Keloğlan, çocuklara çalışmanın değerini öğretirken korkuların, cinsiyet kalıplarının ve önyargıların sorgulanabileceğini gösteren çağdaş bir Keloğlan uyarlamasıdır.
Tek kişilik sahneleme için yazılmış olmakla birlikte kalabalık ekiplerle de oynanabilir; seyirciyle doğrudan ilişki kuran yapısıyla interaktif bir sahne deneyimi sunar.
Dikenlerin Dansı
Tür: Çocuk Oyunu (6+)
Bölüm: Tek Perde
Oyuncu: 4 Kişi
Oyun Konusu
Ormanın tam ortasında, ulaşılması zor bir meyve…
Ve bu meyvenin etrafında yolları kesişen dört farklı karakter: neşeli ama aç Pamuk, yaratıcı ve çözümcü Fıstık, ailesiyle çatışan Cıvıl ve dikenleri yüzünden kimseye dokunamayan Kıvırcık.
Dikenlerin Dansı, fiziksel tiyatro, pantomim ve gölge oyunu öğelerini bir araya getiren çağdaş bir çocuk oyunu olarak; farklılıklarla bir arada yaşamanın, empati kurmanın ve dayanışmanın önemini sözden çok beden ve oyun aracılığıyla anlatır. Kıvırcık’ın istemeden can yakan dikenleri, çocuklara “iyi niyetli olmanın her zaman yeterli olmadığı” durumları düşündürürken; çözümün dışlamakta değil, birlikte yeni yollar bulmakta olduğunu gösterir.
Saklambaçtan gölge oyunlarına, balon oyunlarından kolektif akrobasiye uzanan sahneler boyunca çocuklar; temas, sınırlar, sabır ve paylaşım kavramlarıyla tanışır. Oyunun finalinde ise hiçbir karakter tek başına başaramazken, birlikte kurulan bir denge sayesinde hedefe ulaşılır ve meyve paylaşılarak yenir.
Minimal dekor, stilize kostüm anlayışı ve interaktif yapısıyla Dikenlerin Dansı, hem küçük izleyiciler hem de tiyatrocular için yalın, yaratıcı ve güçlü bir sahne deneyimi sunar. Oyunun merkezinde şu soru durur:
“Birlikte oynamanın yolu, birbirini incitmeden mümkün olabilir mi?”
Elsinore'da İki Mezarcı
Tür: Dram
Bölüm: Tek Perde
Oyuncu: 2 Erkek
Oyun Konusu
Elsinore Şatosu'nun gölgelerle dolu bahçesinde, iki mezarcı sessizliğin ortasında bir mezar kazıyor: Biri hayata küsmüş, düzeni kabullenmiş ihtiyar Sten; diğeri okumuş, öfkeli, dünyayı değiştirme hayalleri kırılmış genç Brand.
Bir yanda, Shakespeare'in Hamlet'inin küllerinden doğan bu evren; diğer yanda, aynı soruları bugünün diliyle soran iki sıradan insan. Ölüm, iktidar, itaat, sanat ve vicdan… Ophelia'nın mezarını kazarken aslında Danimarka'nın ve belki de tüm otoriter düzenlerin çürümüşlüğünü kazıyorlar. Tarih mi tekerrür ediyor yoksa insanlık durumu mu aynı kalıyor?
Tamer Yılmaz, Hamlet'in en unutulmaz sahnelerinden birini alıp genişletiyor, derinleştiriyor ve bize yepyeni bir pencere açıyor. Sadece bir Shakespeare uyarlaması değil; iktidarın dili, sanatın gücü, sessizliğin suç ortaklığı ve itirafın katarsisi üzerine, diyaloglarla örülmüş keskin ve şiirsel bir felsefi sorgulama...
Sadece iki oyuncu ve minimal bir dekorla evrensel bir trajedinin sahnelenebildiği, oyunculara derinlikli karakter çözümlemesi imkânı sunan ve hem klasik tiyatronun izlerini taşıyan hem de modern ve politik tiyatronun unsurlarını barındıran oyun, doğaçlama ile yazılmışlığın sınırlarını zorlayan diyaloglar, karakterlerin birbirini ve kendilerini keşfettiği gerilimli bir atmosfer yaratıyor.
Kerbela
Tür: Tarihi Dram
Bölüm: Tek Perde
Oyuncu: 4 Kadın - 20 Erkek
Oyun Konusu
Tamer Yılmaz, insanlık tarihinin en çarpıcı trajedilerinden birini, yalnızca bir tarihsel anlatı olarak değil; bir ağıt, bir destan ve evrensel bir insanlık durumu olarak sahneye taşıyor. "Kerbela", gövdesi kırmızı tüylerle kaplı bir turnanın zehirli suda can verişiyle açılır ve bu görüntü, toprağı kızıla boyayacak büyük acının habercisi olur.
Oyunda, sadece Hüseyin'in Yezit'e karşı duruşunun hikâyesi değil; imanla iktidar, hakikatle siyaset, adaletle güç, sözle eylem arasındaki kadim çatışma ustalıklı diyaloglarla işlenir. Oyun, geleneksel anlatımın kalıplarını kırarak; korobaşısı, korosu, dansçıları ve rüya sahneleriyle izleyiciyi/okuru bir zamanlar turnaların geçtiği o çorak topraklara, Kerbela'ya davet eder.
Ali'nin Sıffın'da avucundaki kırmızı toprağı seyredişinden Müslim'in Kufe çarşısındaki yalnız kalışına; Hürr'ün vicdan azabından Ömer b. Saad'ın iktidar hırsıyla çırpınışına kadar, her karakter derin bir psikolojik açımlamayla karşımıza çıkar. Yezit'in av sahnesinden Abbas'ın su tulumlarıyla koşuşuna; Zeynep'in isyanından Ali Asker'in kundakta şehit edilişine dek her sahne yüreği burkar.
"Kerbela", bir yas metninden çok bir direniş manifestosudur. Şairane bir dille, "ölümün bayram" sayıldığı, bedelin her şeyle ödendiği ama hakikatin asla teslim alınamayacağı bir insanlık durumunu anlatır. Tıpkı o zehirli sudan içen turnanın ardından gelenlerin artık o topraklardan geçmemesi gibi:
"O günden sonra her gün aşura, dünya Kerbela."
Kurt-Kuzu
Tür: Çocuk Oyunu (8+)
Bölüm: Tek Perde
Oyuncu: 3 Kadın - 3 Erkek
Oyun Konusu
Cem, kekemeliği ve içine kapanıklığı nedeniyle okulda sürekli zorbalığa uğrayan bir çocuktur. Günler geçtikçe sessizleşir, hayallerinden vazgeçer, rap müzik tutkusunu bile içinde saklamaya başlar. Onu inciten yalnızca zorbalık değildir; sessiz kalmanın, korkunun ve “ispiyoncu” damgasının yarattığı yalnızlıktır.
Kurt–Kuzu, akran zorbalığını yalnızca mağdur–zorba ikiliği üzerinden değil; sessiz kalanlar, korkudan katılanlar ve fark edip müdahale edemeyenler üzerinden ele alan çağdaş bir çocuk oyunudur. Oyun boyunca seyirci; Cem’in yaşadıklarıyla birlikte “hayır diyebilme”, sınır koyma, destek isteme ve dayanışmanın gücü üzerine düşünmeye davet edilir.
Oyunun ikinci bölümünde yaratıcı drama yöntemiyle sahneye taşınan “Kurt–Kuzu” oyunu, çocukların bedensel olarak deneyimleyerek öğrenmesini sağlar. Kurt tek başına güçlü görünürken, kuzular birlikte hareket ettiğinde korunmanın ve güvenliğin mümkün olduğu somut bir biçimde görünür olur. Böylece oyun, mesajını didaktik olmadan, oyun yoluyla aktarır.
Müzik, rap performansı ve interaktif sahneleriyle Kurt–Kuzu; çocuklara şunu fısıldar:
Zorbalık kader değildir. Sessizlik zorbalığı büyütür, dayanışma ise onu durdurur.
Oyun; okullar, sanat merkezleri ve çocuklara yönelik tiyatro toplulukları için güçlü ve güncel bir sahne deneyimi sunar.
Ödül
Tür: Dram
Bölüm: Tek Perde
Oyuncu: 1 Kişi
Oyun Konusu
Bir tiyatro sahnesinde, ışıkların altında verilen bir ödül…
Görünen: başarı, alkış ve onur.
Görünmeyen: geride bırakılanlar.
Ödül, genç bir tiyatro oyuncusunun aldığı bir ödül üzerinden sanat dünyasının görünmez sözleşmelerini, başarı mitiyle kurulan sessiz pazarlıkları ve “kazanmak” denilen şeyin bedelini sorgulayan tek perdelik bir dramdır. Oyun, bir oyuncunun kariyeriyle vicdanı, hayalleriyle gerçekliği arasında sıkıştığı bir anda açılır; seyirciyi, alkışın hemen arkasındaki boşlukla yüzleştirir.
Bu metin, ödül alan bir oyuncunun ne kazandığından çok neyi kaybettiğini sorar. Sanatın metalaştığı, emeğin görünmezleştiği ve susmanın bazen konuşmaktan daha çok şey anlattığı bir dünyada, Ödül seyirciyi de kararın ortağı olmaya davet eder.
Kazanan kimdir?
Ve asıl soru: Bir ödül, insanın kendisinden neleri alabilir?
Sıkça Sorulan Sorular
Tür: Dram
Bölüm: Tek Perde
Oyuncu: 1 Kadın - 1 Erkek
Oyun Konusu
Gecenin bir vakti, şık bir holding binasında, Dubai'deki yöneticilik pozisyonu için son mülakata çağrılan iki aday karşılaşır: Adnan ve Havin. Her şey, standart bir "sıkça sorulan sorular" testi gibi başlar. Ancak kurumsal bir ses olan Bay Godard'ın sanal varlığı ve odada işleyen kırmızı saat, sıradan bir sınavdan çok daha fazlası olduğunun ilk ipuçlarıdır.
Tamer Yılmaz, bu tek perdelik oyunla, modern kapitalizmin "uyum", "inovasyon" ve "takım çalışması" gibi klişelerinin altını kazıyor. Bir iş görüşmesi bir yüzleşme sahnesine; sınav odası geçmişin hesaplaşıldığı bir arenaya dönüşür. Adnan ve Havin, şirketin skandallarına dair sorular üretirken aslında kendi hayatlarının, terk edilmiş ideallerinin ve birbirlerine karşı besledikleri öfke ile pişmanlıkların da sınavını verirler.
"Her şirket, kirli çamaşırlarını yıkamak için temiz ellere ihtiyaç duyar." Gerçek sınav, ne kadar "uyumlu" oldukları değil ne kadar "gerçek" kalabilecekleridir. Yazar, karakterlerini ve biz okurları rahatsız edici bir soruyla baş başa bırakır: Başarı için ne kadarınızdan vazgeçmeye hazırsınız? Geçmişinizden mi değerlerinizden mi yoksa bir kez daha yanınızda duran, sizi gerçekten tanıyan insandan mı?
"Sıkça Sorulan Sorular"; bir ilişki dramı, keskin bir kurumsal eleştiri ve hepimizin içinde bir yerlerde taşıdığı "ya şimdi olsaydı?" sorusunun sahneleşmiş halidir.
